7 Eylül 2008 Pazar

sobe sobe


Sevgili Elif beni sobelemiş.. Elifcimm işte cevapların;


1- Blog yazmaya ilk defa ne zaman başladın?

Blog yazmaya ilk defa 27.08.2005 yılında başladım. Aslında benim için ilk önce bir oyalanmaydı. Sonra ise bir parçam oldu. Birçok insan tanıdım bir çok ruha misafirlik ettim bu yüzden de bağlandım gitti…


2-Blog yazılarının belli bir çizgide olmasına dikkat ediyor musun yoksa içinden geldiği gibi mi yazıyorsun?

Yazılarım o günkü ruh halime göre yazıyorum. Bazen romantik biri oluveriyorum bazen tamamiyle isyankar biri bazen de deli kız gibi dolaşan bir seyyah. Yani ne olacağım belli oluyor tamamiyle ruh hali… ne geliyorsa içimden azıcık sansür ekleyerek yazıyorum…


3- Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?

Aslında yazılarımı şu an geceleri yazıyorum bir şeylerden feragat etmem gerekmiyor. Ama bazen dolup taşmadan içimdekileri boşaltmak için hemencik geçiveriyorum bilgisayarın başına.


4- Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya mı başladı?

Blog benim için bir uğraş değil yaşamım. bir parçam bazen günlerce kaybolduğum oluyor bu sadece blog yaşamım da değil kendi yaşamımda da yapıyorum fişimi çekiyorum ve dünya ile irtibatımı kesiyorum kafamı dinliyorum. Artan bekleyiş değil de blog kendimi ifade etme alanı diyebilirim. bu yüzden bir bekleyiş var ise beni anlar o bekleyiş:))


5- Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?

Şu an belli bir tarihim yok yaşam gittiği yere kadar. çığlıklarımın duyurabildiğim yere kadar…


bendeeeeee…… vazgeçtim kimseyi sobelemiyorum ramazanda herkes takılsın ruh haline göre :))

3 Eylül 2008 Çarşamba

kısa kısa



kuzenlerimden sorumlu olmamdan ötürü geçen haftanın bir bölümünü evimden ayrı geçirdim. Ramazanda araya girince hazırlık , sahur, iftar derken bloguma bir türlü yazamadım.

kuzenler demişken;
eski resim albümlerine baktım kaldığım günlerden birinde. ve benim hiç görmediğim bana ait resimleri görünce pek bir değişik oldum. küçüklüğüm, bebekliğim bana benzer benzemez tavırlarım beni bazen kahkahaya vurdu bazende hüzünlü bir tebebsüm kapladı içimi.

Ramazan girince yemek davetleri araya giriyor. Bu davetlerde beni en çok tatlıları heyecanlandırıyor ama bunları yemek değil de hazırlamak beni heyecandan bitiriyor. ne yapsam da misafirlerimize güzel tatlılar ikram etsek diye daha misafirlerin M si yokken planlamaya başladım.havalar sıcak bundan ötürü hafif ama davetlere uygun tatlılar olmasına özen göstermeliyim. Bu yüzden devamlı araştırmlıyım.

Dün akşam eski şirketimdeki kızlarla toplanıp S.Ahmede oruç açmaya gittik. gene her yer düzenine göre kurulmuş. yemekler tatlılar iştah kabrtırcasına göz önündeler. biz bir çayıra oturup keif çatmayı daha uygun bulduk. iyiki de öyle yapmışız rahat rahat o maalesef fotograf makinamı evde unuttugm için belgeleyemedim...
tuğba

27 Ağustos 2008 Çarşamba

yalnız bir hafta sonu




yazıya başlamadan dipnot: Başlığa aldanıp acıklı şeyler yazdığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz :P

Bu hafta sonu turist olmaya karar verdim çıktım evden öğlen sıcağını atmış İstanbula free takılayım dedim bu hafta sonu taktım çantamı koluma geçirdim boynuma fotograf makinemi sultanahmedin yolunu tuttum. hava harika ben harika e daha ne isterim demi :)


Çok şükür otobüs derdi çekmiyorum buralarda metro başucumda rahatlığına doyum olmuyor. geçiveriyorsun hemencik Aksaraya. tranvay da öyle.... iniverdim çemberlitaşta sanki ilk kez geziyormuşum gibi başladım dolanmaya...




Sakin keşifçi adımlarlar Sultanahmede yürüdüm... güzel bir kalabalığı söz konusu... tabii Ramazanın gelecek olması da bunu tetikliyor. derin nefesler ala ala yürüyorum sakin tavırlarla gülümsüyorum kendi kendime elimde fotograf makinesi ne var ne yoksa çekmeye çalışıyorum mutluluk keşvetmeye çalışıp , yalnızlığın tadını çıkarıyorum... turist edası ile gezdiğim ama tipimin de tipik türklere benzemesi çevredeki insanların dikkatini çekse de deli divane dolaştım durdum :)) (çakma turist)

(yılanlı sütun)

(dikili taş ve yılanlı sütun)

(Dikilitaştaki figürler)




Ayasofyaya el salladım Sultanahmet camiine girdim. 'yıllar önce ortaokul yıllarımda bir kitap okumuştum yazarını hatırlayamadım şimdi. orada Sultanahmet camii inşaa edilirken Ayasofyanın çok kıskandığını yazıyordu :) güzel bir kitaptı adı neydi yahuuu!'


(iç avludan bir görüntü)


(kitap fuarı henüz açılmamış)





(Sultan I. Ahmed Türbesi)


Bir süre Sultanahmet camiinin iç avlusunda dinlendim etrafın kalabalıklığına rağmen sessizliği dinledim kubbeye hiç bu kadar dikkatli incelememiştim... eee insanın hep etrafında olan birşey insanın dikkatini çekmezmiş yaa demek ki turist edası ile gezmek işe yarıyormuş :) bir de insanın yanında turistler olunca daha bir havaya giriyor...


(türk ocağında paşaların birinin mezarının gölgesine mıyışan kedicik )

gezdim gezdim gezdim gezdimmmm sonra bir çay molası ve dinlenmek için Türk ocağında demir attım... çayın lezzeti birde leyla ile mecnunun hikayesi girince araya hepten günün ipini koparmış bulundum... ( yalnızlıkta bile romantiğim yaaa :P )
Uzunca bir süre oturdum. Esen rüzgarı ve ardından gelen yaprakların hışırtsını dinledim.. çayımı höpürdeterek içtim hikayenin damar bölümlerinden geçtim.. ve anladım ki Leyla olmak Mecnun olmaktan daha zor imiş....

günü bitirirken ben işi abartıp aksaray yolunu tabanvaya emanet edip, hızını alamayıp metroyu da es geçecekken, artık sakatlıktan daha çıkmamış olan ayak bileğime acıyıp gunu bitirmeye karar verdim :)))

(çemberlitaş safran'nın kopmuş hali :))) oh oh yandan bende atlayacaktım ama neyyyse dedimmm:P )


bu da yorumsuz canım memleket insanım benimmm :))))

tugba

22 Ağustos 2008 Cuma

dipnot edasında



dizilerin yada filmlerin hayatlarımızdaki yerini irdeledim bu akşam. aslında aniden aklıma geldi..ne kadar da hayattn...ya istediğimizi bize veriyorlar yada bam telimizi çok iyi biliyorlar. hissetmek istediğimiz duyguları biraz abartarak verselerde istediğimizi alıyoruz hepsinden biraz biraz...

I. Seneryo;
esas kız ile çocuk birbirini sevmektedir. bir olay olur ve ayrılmak zorunda kalırlar. genelde bu olaylar seven 2. kadın veya erkek düzenler. esas kız hamiledir hamile olduğunu söylemez başka biri ile evlenir o eş ile yıllarca dost olurlar. ama yıllar sonra esas kız ve erkek yine karşılaşırlar bilen biri danamayıp ona çocuğu olduğunu söyler herşey değişir ve mutu son....

II. Senaryo;
esas kız ile çocuk zorla evlenirler birbirlerinden nefret ederler. esas erkeğin bir sevdiği vardır ya ölmüştür ya da ayrılmışlardır. tam birbirlerine alışmış iken sevmeye başlarken ya o kız ölülükten dirlir ya da sevgisi bir anda hortlar olaylar karışır bir çocuk bile çıkabilir ortaya ama ne olursa olsun AŞK yine kazanır...

III. Senaryo IV. Senaryo diye devam eder. aslında deyinmek istediğim; ne olursa olsun hep aynı konularda olsa aşkı izlemeye ihtiyacımız var onu tekrar tekrar beynimizde yaşamaya ihtiyacımız var. yüreğimizi ısıtmaya ihtiacımız var. nasıl olursa olsun Romantik komedi filmlerini seviyorum sonunu bilsem de... dizileri de seviyorum içinde aşk var ise.... onları izlerken bol sümüklü ağlamayı da seviyorum...

Ve son gözdem trt de akşam üzeri yayınlanan düşlerimin prensi adlı 24 bölümlük harika bir dizi. komik bir adı var romantik komedi tarzında koreliler çevirmiş... tavsiye ederim...
tugba

20 Ağustos 2008 Çarşamba

GELİBOLU 2









hamzakoy sahilinden görüntüler



burası bayraklı baba.



düğün bitince ertesi günün akşamı mangalımızla birlikte kendimizi hamzakoy sahiline attık. çocuklar eğlendi ben köpeklerden kaçtım :))) ( bu arada kendimi bildim bileli köpekleden acayip tırsıyorum daha korkumu yendirecek bir baba yiğit çıkmadı. kim varsa önümde çekiştiriyorum. )

akşam hamzakoy sahilinden dönerken.


Elif Berra nın salıncak keyfi.

Güzel bir akşamdı. mangalımızı yaptıktan sonra bir ev molası verip direkt gelibolu merkezdeki sahile attık kendimizi. biraz yürüyüş yaptık. çocukları salıncağa bindirdik. biz kendimiz çarpışan arabalarda boy gösterdik. bende şimdi yeni şöfer olacam yaa cakas ata ata çarptım millete :)))) annem bizi fotograflarda yakalayamadı tek rakibim THY kahretsin :))))))))) öyle yorulmuşuzki eve kendimizi zor attık tabii ben gene sokaklardaki köpeklerden kaça kaça geldim. sanki herkesi es geçip köpek gelecek beni ısıracak. maşallah büyüdüm ben kocaman kız oldum :P ama korkuyorum işte ne yapayım. Piri reisin heykeli mevcut. piri reis geliboluluymuş. bir de merkezde müzesi bulunmakta. ama girmek nasip olmadı inşaallah bir dahaki sefere.

merkez sahildeki parkta olan piri reis heykeli.




mis gibi çipuralar.

aslında niyetimiz çok kalmadan gitmekti ama sagolsunlar öyle ısrar ettilerki bir de balık yiyin öyle gidin diyince kıramadık. hele bir de işin ucunda çipura varsa gitmek olur mu hiççç :))
ertesi akşam üzeri bu sefer bahçemizde cız bız balık olayına giriştik. tabii bana gene rahat yok bu sefer kediler başıma bela oldu balığın kokusunu alan geliyor alan geliyor :) ben arada kovalıyorum tırsa tırsa şey kem küm onlardan da tırsıyorum da söylemesi ayıp :PP (ne biçim kızım yaaaaa) millet benimle dalga geçiyor. kovalama gene gelecek diyorlar kimse istifini bozmuyor. o akşam düğün cdlerini izleyip birbirimize güldük. güzel anılar olarak ölümsüzleştirdik anlarımızı. yaşlandığımızda izleyince bir tebessüm alacak yüzümüzü...
öğlen otobüsümüze bindik. istanbul yolunu tuttuk. sarozda deniz bir harikaydı içimi geçire geçire istanbul yolunu tuttum ... maalesef denize giremedim... ama o güzelllikleride görmek güzeldi... istanbulu çoook özlemişim... umarım bu şehirde yaşlanırım... bu şehirde ölürüm...

ve oradan buradan;

- bu hafta cumartesi ehliyet sınavım var. pazartesi de sürüş derslerine başlıyorum.
- Ablam umreden geldi Berrayı annesine teslim ettik sağ sağlim.

- havuzu bu aralar boşladım özledim ama gene devam etmeli.

- İstanbulu da bir bogazdan kolaçan etmeli özlemiştir o da beni.

- kahvaltı adetim yoktur. sabahları kahvaltı yapmam. ya bir fincan sütlü nescafe içerim yada çay vars çay böylelikle şekerimi dengelemiş olurum. öğlenden sonraya kadar da tık olmaz. aslında iyi bir adet değil mesela erkek kardeşim bu konuda bayagı şikayetçi.

- ehü ehüüü af geliyormuş afff yıllardır bekliyorum yahuuuu.

çok konuştum gene aslında bir kaç tane de dugusal mısra döktürü verem dedim ama...
aslında lisede yazdığım 2lik geldi aklıma duramıcam dökülecek dilimin ucunda istesemde istemesemde...

Bir tufan-ı seldirki kalbimdeki yara
Kalbi nalanımı zehirledi de gitti

tugba :)

19 Ağustos 2008 Salı

GELİBOLU 1







Bir haftalık bir tatil yapıp çok şükür evime dönebildim. harika bir sünnet düğününe şahit oldum. gelibolunun mahallelerinde gezdim dolaştım. İstanbulu çok çok ama çok özledim. burasız yaşanmıyor.... ama acayip sıcak hele bugün baygınlık geçirecektim az daha...

güzel vakit geçirdim düğün dolayısı ile gittiğim için düğün evinde mesken tuttuk. harika adetler yaşadım çok eylendim. bol bol resimler çektim sizlerinde bu güzel adetleri görmenizi istedim.
oralarda sünnet çocugunun tıbbı işlemi bir kaç hafta öncesinden yada bir yıl öncesinden yaptırılırmış. düğün 2 gün sürüyor. birinci günü davullu, zurnlı, piyanistli kına gecesi adı altında sünnet düğünü oluyor resimlerini koydum. düğün ev önlerinde oluyor. tüm mahalle attırıveriyor göbecikleri. sonra davul zurna geliyor ve gençler ortaya geçiyor bir çiftetellide onlar attırıveriyor. gece 1 e kadar bu eylence devam ediyor. 2. gün şerbet gezmesi denilen bir adet var. sünnet çocuğu ata bindiriliyor davul zurna önde sünnet çocuğu arkada. düğünde eş dost haber veriyor bize şerbete gelin diye. haber verilen yerlere davul zurna güle oynaya gidiliyor. çocuğa bir bardak içerisinde tatlı bir içecek ikram ediliyor. sünnet çocuğu şerbeti içiyor. bardağı atın üstünden fırlatıyor bardağı kırıyor. sonra o evin önünde başlanıyor çiftetelli oynamaya. takılar takılıyor. ve böylece tüm gelibolu sokaklarını arşınlamış bulunuyoruz. ikindide de sünnet mevlidi okunuyor. ikramlar yapılıyor.
çok eğlendim.. kaldığımız vakitçe her akşam bir sokakta düğün var çok şenlikliydi. mahalleye bir bakarsınız kırmızı jelatinlerle bezenmiş baklavalar geçiyor davul zurna ile bir bakarız gelin almaya gidiliyor yada sünnet çocuğu geziyor şerbete... biz büyük şehirde bu tarz adetleri unuttuk. ne de iyi oldu. içimiz ısındı.
tugba

11 Ağustos 2008 Pazartesi

bir haftalık kaçış


Bir haftalık kaçış yapıyorum. şu an bavullarımı hınça hınç doldurmak üzere kıyafet seçiyorum. ne olur ne olmaz gezisi var, düğünü var, kınası var her kıyafetten almak lazım yanıbaşımıza.
size gelibolulu olduğumu söylemiş miydim. bu bir haftalık kaçışda geliboluya gideceğim. yalova seyehatim bu sıralar roterde. aslında benim şecerem bayağı bir karşık göçmen desek bana kısaca olmaz mı :))

Bu hafta sonu araba talimi yaptık. depotizitoyu gezdik. bardakta haşlanmış mısırların közde olanı çıkmış şiddetle tavsiye derim. sonra oyuncakçıları gezdik. nişanlım oyuncak delisi oldu :)) kayın validem fındıkta olduğu için görümcemle şöyle bir ev toplama temizlik işine giriştik ben yemek yaptım o evi temizledi. hayatımda ilk kez bir balığa dokunup pişirme olayına girdim. tuuu koskoca kızz balık pişirmesini bilmiyor demeyin annem bakar o işlere :) somon pişirdim harika da oldu kahretsin ne güzelde pişirirmişim. aldığımız balıkçı somunu tereyağ ile kızartmamızı söyledi. yanına da ekledi yemede yanında yat abi. nişanlımın cevabı; yok ben yatmam yerim oldu :) öldüm gülmekten. evdende internetten tariflere bakınca biraz tereyağ biraz sıvı yağ ile kızartılacağını sabitlemiş olduk. yanına bol soğanlı salata. birde çorba yemede yanında yat :))))

tuğba

2 Ağustos 2008 Cumartesi

hafta sonuna girerken


Dün yani 31 Temmuz erkek kardeşimin doğum günü idi. Akşam için bir adet pasta yapmam gerekiyordu. Aslında benim düşüncem; çilek kaplamalı, meyveli, yoğurtlu hafif bir pasta yapmaktı. Yalnız erkek kardeşim meyveli ve çok karışık pastalardan hiç hoşlanmaz. Ona verin bitter çikolatayı bir ömür geçirsin. Bu yüzden benim için en iyi kaynak Anne Wıllanın çikolatalı tatlılar ve pastalar kitabı idi. Karıştırdım karıştırdım en bol çikolatalı tarifi olan parça çikolatalı kek tarifini pasta niyetine akşam ev ahalisinin önüne sunmak olduğunu düşündüm. 20 cm lik kalıbım yoktu bu yüzden kekim yüksek olmadı ama harika bir tadı olduğu kesindi.

Erkek kardeşim bayıldı. Önemli olan da buydu (oleyyyyy)

Keki Elif Bera ile birlikte yaptık. Yumurtaları o çırptı. Kekin kaplamasını ben kaplarken o da tadına baktı( parladı :) ). Kekin resmini çekti. Olmadı kendisi çekildi. Acayip fotograf meraklısı fotograf makinasını eline geçiri geçirmez ne var ne yoksa büyük bir ciidiyetle çekmeye başıyor ortalıyor ayarlamalar yapıyor bir göreseniz ynı profösyoneller gibi :)))

İstanbul’da havalar harika yağmur yağdığından beri çok sıcaklığı yok. Esiyor. Tam gezmelik bir hava. Acaba bu hafta sonu İstanbula nerelerden baksak???? İyi hafta sonları geçirmenizi diliyorum….

tuğba

29 Temmuz 2008 Salı

MİRAÇTAN GELEN 5 HEDİYE!



Peygamberimiz miraçtan beş müjde ile döndü. Rabbinden bize beş hediye getirdi. Bu hediye sadece Müslümanlara, mü'minlere gelmedi; bütün insanlara geldi.

Çünkü Peygamberimiz insanlık adına Alemlerin Rabbi'yle buluştu.

O Allah'ın huzurunda iken bizim elçimizdi, miraçtan döndüğünde de içimizde Allah'ın elçisiydi. Bizi Allah'ın huzurunda temsil etti, bizim yanımızda ise Allah'ın elçiliği görevini yaptı. Miracın beş hediyesinden birincisi: İnsanın sonsuz ihtiyaçları, sayısız düşmanları vardır.

Fakat buna karşı aciz, fakir, perişan durumda bulunuyor. Oysa insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayacak, bütün düşmanlarını alt edecek sonsuz kudret sahibi birisi vardır. İnsan O'nu tanır, O'na yaklaşır ve O'na kul olursa bu geçici dünya konağında Cennet adayı bir misafir olarak yaşar.

Peygamberimiz miraçta bütün iman esaslarını; melekleri, ahireti, Cenneti ve Allah'ın cemalini, güzelliğini gözleriyle gördü ve geldi bize haber verdi. Bizim de bu nimetlere ulaşacağımızı haber verdi.

Miracın ikinci hediyesi: Peygamberimiz miraçtan Kâinatın Sahibi'nin, Alemlerin Rabbi'nin razı olacağı ve seveceği şeylerin neler olduğu müjdesini getirdi. İnsan saygı duyduğu, iyiliğini gördüğü bir büyüğüyle görüşmek ister, onu sevgisini kazanma yollarını arar, der ki: "Keşke yolunu bulsam, doğrudan o zatla görüşsem de, benden ne istiyor anlasam, onun hoşuna giden şeyleri bilsem." Bunun gibi bir insan da, "Ne yaparsam Allah beni sever, nasıl hareket edersen Allah'ın hoşnutluğunu kazanırım?" diye Rabbi'nin razı olacağı şeyleri merak eder.

İşte Peygamberimiz, miraç dönüşü Allah'ın nelerden razı olacağı haberi getirdi. Allah ile nasıl buluşacağımızı, nasıl görüşeceğimizin yollarını anlattı. Yüce Yaratıcı ile beraber olmanın en güzel yolu, O'nun razı olacağı en tatlı vesile, beş vakit namazda huzura çıkmaktır.

Miracın üçüncü hediyesi: Peygamberimiz ebedi saadetin definesini gördü, anahtarını alıp getirdi, insanlara ve cinlere hediye etti. Bu müjdenin önemini şu örnekten anlıyoruz: İdam sehpasına çıkarılan bir adam ipi çekileceği bir anda affedilse, bir de padişahın sarayının yanında kendisine bir saray verilse ne kadar sevinir. İşte insan da öldükten sonra yok olma gibi bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı bir anda Peygamberimizin getirdiği bu müjde ile sonsuz bir sevince ulaşır. Aynı sevinci bütün insanlar ve cinler sayısınca düşürülse müjdenin azameti daha açık büyüyecektir.

Miracın dördüncü müjdesi: Peygamberimiz bize Allah'ın nur cemalini görme hediyesini getirdi. Kendisi Rabbinin cemalini gördüğü gibi, Cennette de mü'minlerin göreceği müjdesini verdi. Bir insan çok sevdiği birisini görmek için, onun yolunda her şeyini feda eder, gerektiğinde canını bile göze alır. İşte, gördüğümüz ve göremediğimiz bütün güzeller ve güzellikler O'nun eseri, bütün nimetler O'ndan geliyor, hayat ve hayatla gelen ne kadar güzel şey varsa hepsi O'nun güzelliğinden kaynaklanıyor. Bütün aşklar, sevgiler, muhabbetler ve saadetler O'nun katından bize ulaşıyor. Bunun içindir ki, Allah'ın cemalini görmek Cennetin bütün nimetlerini gölgede bırakıyor.

Miracın beşinci müjdesi: Cenab-ı Hakk'ın en nazlı sevgisinin insan olduğu miraçla anlaşıldı. İnsan aciz, zayıf ve muhtaç bir varlık iken, Allah ile yakınlık kurunca öyle bir makama ulaştı ki, bütün kainat üstünde bir mertebe kazandı.

Nasıl ki rütbesiz düz bir ere, "Sen paşa oldun" dense dünya çapında bir sevince ulaşır. Bunun gibi, sürekli ayrılık acısı çeken, yok olma korkusuyla endişeler içinde kıvranan bir insana da, "Sen öldükten sonra yok olmayacaksın, ebedi bir Cennete gideceksin. Hayalinin hızında, ruhunun genişliğinde, kalbinden geçen her şey önüne gelecek, o âlemde Rabbinin cemalini göreceksin" müjdesinin verilmesi her şeyin üstünde bir rütbe kazandırır.

Mehmet Paksu



uzatmayalım araları!


Aslında ben bugün tatile çıkıyordum biraz kaçak usulü olacaktı ama tatil tatildir dedim hazırladım bavullarımı. Anam sabah yağmur yağmaz mı ve benimde tatil başlangıç yolum deniz üzerinden olacağı için ceremeli bir yolculuktansa haftaya ertelenmiş bir tatil olsun dedim. Bavulumu boşalttım haftayı bekliyorum. Sanırım bekar geçireceğim son tatil olacağı için biraz daha özen gösteriyorum bu son özgür tatilime J

Sürücü kursum dün başladı . bir süre derslere git gel yapacağım. Artık bakalım zor bir yanı yok gibi gözüküyor…

Geçen hafta içerisinde bir iş görüşmesine gittim. Şartları bana uymadığı için işi reddettim. Geçen iş yerimde çok rahat olmadığım için iş arayışım biraz daha detaylı oluyor. Yoğurdu üfleyerek yiyorum anlayacağınız. İnşallah uygun bir işi en kısa zamanda bulabilirim.

Çevremdeki birkaç aile Karadenize fındık toplamaya gitti buna kayınvalidem de dahil. Uzun yıllar önce bende toplamıştım. Çok küçüktüm pek bir şey anlamadım ama çok fazla işi olduğunu biliyorum. Geçen yıl annem ve babamda gitmişti. Bu yıl onlar gitmediler. Bizim fındık işi 15 gün sonra başlayacak çok yukarıda olduğu için ama aşağıdaki bölgeler ayın 1 inde başlayacakmış. Şimdiden kolay gelsin herkeze…

Bu hafta sonu nişanlımla şöyle yürüyüş yapalım dedik. Kabataştan başladık Arnavut köye kadar uzandık. Arnavut köyde namazları kıldık geri dönüş yaptık.. Ortaköy de kumpir arası verdik ki özlemişim uzun zamandır yemiyordum. Başka yerde yemeyi tercih etmiyorum da zaten. Güzel bir hava vardı pazar günü hem çok çok güneşli değildi bizi kavurmadı hem de arada esti bizi serinletti.

Yukarıdaki kurabiyeyi. Geçen hafta malatyadan gelen kayınvalidem için hoşgeldine gittiğimde yapmıştım. Fındıklı bir kurabiye oldukçada kolay bir yapılışı var. Hem de lezzetli.

Resimdeki fincan da annemin gençliğine ait bu incanlara bayılıyorum. Çok eski olmasına karşın acayip bir görünüşü var. Zaten hemen hemen her anne evinde bulunan fincan takımlarından biri. Annemle anlaştık evlenince o fincanları ben alacağım. Annemin gençliğinden kalma diye de hava atarım artık…

Maalesef buyük bir acı ile haftaya başladık.çok çirkin bir saldırı yaşandı. yakınım da cereyan eden bir olay bir kaç kilometere var aramızda. tanıdıklarım ailemden insanlar var. çok şükür ki kimseye bir şey olmadı ama... içim acıdı, içimiz yandı, çigerimiz parçalandı. Rabbim kayıp veren ailelere sabır versin.



tuğba

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...